Diyaliz Hastalarına C-Vitaminin Fazlası Zararlı

18 Eylül 2011 Pazar

Zonguldak'ın Ereğli ilçesinde, böbrek yetmezliği hastalarının beslenme yöntemleriyle ilgili konferans verildi.

Zonguldak Karaelmas Üniversitesi ile Atatürk Devlet Hastanesi işbirliğiyle Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenen konferansa ZKÜ Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Doç. Dr. Eyüp Külah ile Atatürk Devlet Hastanesi Dâhiliye Uzmanı Dr. Ertuğrul Güner'in konuşmacı olarak katıldı.

Doç. Dr. Eyüp Külah, hastaların yeme içmelerinin yanı sıra kilosuna da çok dikkat etmesi gerektiğini vurguladı.

Külah, "Biz kızartma önermiyoruz, yağda kızartılan şeylerin yararlı olmadığını söylüyoruz. O yüzden etin kızartmasını değil ızgarasını öneriyoruz. Meyvelerde sebzelerde, çorbalarda her şeyde su var. Vücudumuzdaki su oranına dikkat etmemiz lazım. Bunlar da hesaba katılmalı. C vitamini hep faydalı deriz ama diyaliz hastalarında C vitaminin fazlası zararlı. Ayrıca fosforunuza dikkat edeceksiniz." dedi.

Dr. Ertuğrul Güner ise, şeker hastası olan diyaliz hastalarının dikkat etmesi gereken hususlar hakkında bilgiler verdi.

HEPATİT B

13 Eylül 2011 Salı

Hepatit B Enfeksiyonu Nedir? (B Tipi Hepatit)
Hepatit B aynı adı taşıyan virüsün karaciğere yerleşip orada çoğalarak karaciğeri tahrip etmesiyle ortaya çıkan bir hastalıktır. 

Dünyada cinsel temasla bulaşan hastalıkların en hızlı yayılanıdır. Tek kaynağı insandır.

Ülkemizde yaklaşık her 10 kişiden biri Hepatit B virüsü taşıyıcısıdır. Diğer tabiri ile Hbs Ag taşıyıcılığı pozitiftir. 

Hepatit B virüsü nasıl bulaşır?
Hepatit B virüsü hasta ya da taşıyıcı kişilerin kanında ve tüm vücut sıvılarında ( tükürük, idrar, ter, semen, vajinal salgı gibi) bulunur. Hastalık sağlıklı kişilere bu vücut sıvılarının temas etmesiyle bulaşır. 

Hepatit B Bulaşma Yolları :
Hepatit B kişiler arasında çeşitli şekillerde bulaşabilmektedir. 
 Enfekte kan ve kan ürünlerinin veya enjektörlerin kullanımı 
 Prezervatif (Kondom, kılıf) kullanımı olmaksızın cinsel temas 
 Taşıyıcı anneden doğum yoluyla bebeğe geçişi
 Kuaförlerde iyi sterilize edilmemiş manikür - pedikür setleri , tıraş bıçakları 
 Derideki bir çatlak veya açık yara ile temas eden enfekte vücut sıvısı 
 İyi sterilize edilmemiş aletlerle kulak delme, dövme (tatoo), piercing, diş çektirme, sünnet yapılması
 Makas ve diş fırçalarının ortak kullanılması

Hepatit B virüsü ile temas eden herkes hastalık bulgularını göstermeyebilir. Virüsle temas eden her 10 kişiden birinde vücut virüsü yenemez ve virüs bir biçimde çoğalmaya devam eder. Taşıyıcı olarak nitelenen bu insanlar kendilerini sağlıklı hissetmelerine rağmen çevreye virüs yayarlar. 

Hepatit B hastalığı taşıyanlarda zaman içinde karaciğer yetmezliği, siroz ve karaciğer kanseri gibi durumların gelişme riski vardır.

Hepatit B hastalığın veya taşıyıcılık durumunun tedavisi yoktur, tek korunma yolu AŞILANMAKTIR .    

MOLLUSCUM CONTAGIOSUM

Molluscum contagiosum nedir?


Molluscum contagiosum ciltte veya çok nadiren ağız içi veya vajina gibi müköz membranlarda görülen, özellikle de cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. 

(Yandaki resim- Molluscum contagiosum cillteki görülen döküntülü lezyonunu göstermektedir)



 

Molluscum contagiosum etkeni nedir?
Molluscum contagiosum etkeni "pox virüs" (çiçek virüsü) grubu DNA virüsüdür.
Molluscum contagiosum virüsün (MCV) dört türü vardır: MCV-1, MCV-2, MCV-3, MCV-4. 

MCV-1 en sık görülen tür iken MCV-4 genellikle yetişkinlerde görülen ve cinsel yolla bulaşan türüdür. 

Molluscum contagiosum en sık kimlerde görülür?
Molluscum contagiosum oldukça sık görülmektedir. 
Her altı kişiden biri hayatları boyunca molluscum contagiosum ile karşılaşmaktadır. Özellikle 1 ile 10 yaş arasında çocuklarda enfeksiyon daha sık olarak görülmektedir. 

Molluscum contagiosum nasıl geçer?
Molluscum contagiosum en sık olarak ortak kullanılan havlu ve giysilerden geçmektedir. Ayrıca cildin cilde teması ile de molluscum contagiosum bulaşabilmektedir. 

Yine, virüs "otoinokülasyon" adı verilen mekanizma ile ciltteki komşu bölgelere atlayabilmektedir. 

Molluscum contagiosum belirtileri nelerdir?
Molluscum contagiosum; özellikle genital bölgede, ellerde ve ayaklarda görülen, inci gibi sıralanan, 1-5 mm boyutlarında, kubbe şeklinde, ortası göbekli, et renginde lezyonlarla seyreden döküntülü bir hastalıktır. Bu döküntüler genlikle ağrısızdır ve bazen kaşıntılı hal alabilir. 

Molluscum contagiosum döküntüleri kaşınarak tırnak aralarında yerleşip cildin diğer bölgelerine taşınabilmektedir. 

Molluscum contagiosuma ait döküntüler bazen kendiliğinden veya kaşımakla kanayabilmektedir. Bazan de lezyonlar geçerken ciltte iz bırakabilmektedir. 

Her 10 olgunun birisinde döküntülü lezyon çevrelerinde "egzema"gelişebilir. Gelişen bu egzemalarda bazen bakteriyel enfeksiyonlar da gelişebilir. 

Vücudun değişik yerlerinde görülen molluscum contagiosum hastalığı kişilerde başkalarına bulaştırma korkularından dolayı psikolojik etkilere, sosyal problemlere ve utanmalara da yol açabilmektedir.  

Molluscum contagiosum geçtikten ne kadar süre sonra bulgu verir?
Molluscum contagiosum virüsü alındıktan sonra ortalama olarak 2 ile 7 hafta arasında bulgu vermektedir. Bu süre 6 aya kadar uzayabilir. 

Virüs alındıktan sonra hastalık oluşturuncaya kadar geçen süreye "inkübasyon süresi" veya "inkubasyon periyodu" adı verilmektedir.  Yani Molluscum contagiosum inkubasyon periyodu 2 hafta ile 6 aya arasında olabilir. 

Molluscum contagiosum nasıl teşhis edilir?
Molluscum contagiosum en sık olarak jinekolojik veya dermatolojik muayene sırasında gözlemle tanınmaktadır. Kesin tanı yöntemi olarak döküntülü lezyon çıkartılması (biyopsi) sonrası patolojik değerlendirme istenebilir. 

Molluscum contagiosum patolojik değerlendirmesinde nelere rastlanır?
Molluscum contagiosum patolojik olarak değerlendirilmesinde ("histolojik tanı") stratum basale üzerinde epidermis'de "molluscum hücreleri"nin görülmesi ile konmaktadır.

Molluscum contagiosum neden tedavi edilmelidir?
Molluscum contagiosum enfeksiyonu bazen 6-8 hafta içinde, bazen de 2-3 ay içerisinde kendiliğinden kaybolabilmektedir. Ancak bazen6 aydan 5 yıla kadar kaybolmadan varlığını sürdürebilmektedir. Bu nedenle molluscum contagiosum enfeksiyonu görüldüğü zaman aktif tedaviye geçilmesinde fayda vardır. 

Özellikle genital alanda yayılan molluscum contagiosum hastalığı seksüel olarak başka kişilere geçmemesi için mutlaka tedavi edilmelidir. 

Molluscum contagiosum virüsü herpes virüsünden farklıdır…
Herpes enfeksiyonları bir kez kapıldıktan sonra yıllarca cilt içinde yaşamlarını sürdürmekte ve zaman zaman kendiliğinden hastalık yapıcı konuma gelebilmektedir.

Herpes (uçuk) enfeksiyonundan farklı olarak, ortaya çıkan molluscum contagiosum hastalığı tedavi edildikten sonra, başka bir kişiden yeni bir enfeksiyon kapmadıkça bir daha ortaya çıkmayacaktır. 

Molluscum contagiosum tedavisi sonrasında virüs vücuttan tam olarak atılmasına rağmen dokularda antikor oluşumu sağlanmadığından ötürü, başka bir kişiden virüsün tekrar alınması durumunda hastalık tekrar edebilmektedir.  

Molluscum contagiosum nasıl tedavi edilir?
Molluscum contagiosum en sık olarak sıvı nitrojen veya nitröz oksitile lezyonların dondurulması ile tedavi edilmektedir. 

Döküntülü hastalıklarda uygulanılan dondurma tedavilerine"krioterapi" veya "freezing" adı verilir. 

Dondurma ile cilt üzerindeki çıkıntılı lezyonlar öldürülmektedir. Bu şekilde bazen birden çok uygulama gerekebilir. 

Krioterapi (dondurma) işlemi nispeten ağrısız, kolay ve rahat uygulanabilir bir işlemdir.  Krioterapi (dondurma) sırasında lokal anestezi uygulamasına gerek bulunmamaktadır.
Krioterapi işlemine "kriocerrahi" veya "criosurgery" adları da verilmektedir. 

Krioterapi sonrası ciltte renk değişimleri olabilmektedir.
Molluscum contagiosum tedavisinde dünyada hangi ilaçlar kullanılmaktadır?
Povidone- iyodin cerrahi sabunu ile enfekte cilt dokusu her gün 5 dakika süre ile yıkandığında lezyonlarda iyileşme saptanmaktadır. Bu uygulama iyot alerjisi olanlarda önerilmez.

Lokal (bölgesel) olarak kullanılan diğer ilaç tedavileri:
Trichloroacetic asit (Trikloroasetik asit)
Podophyllin (Podofilin)
Potassium hydroxide (Potasyum hidroksit)
Cantharidin (Kantaridin)
Benzoyl peroxide (Bezoil peroksit)
Tea tree oil (Çay ağacı yağı)
Tretinoin kremi 
Imiquimod (İmikimod, bir immun düzenleyici veya "immun-modulator"dür)
Sistematik olarak uygulanılan ilaç tedavileri:
Özellikle immun direnci düşük olan kişilerde, aids hastalığı taşıyanlarda ve immun supressif ilaç kullananlarda sistemik ilaç tedavileri gerekebilmektedir. 
Cimetidine (Simetidin)
Griseofulvin 
Methisazone (Metisazon)

Molluscum contagiosum lazer ile de tedavi edilebilir..
Evet.  Son yıllarda kullanıma giren "dye lazer" uygulamaları ile de molluscum contagiosum tedavi edilebilmektedir.
Etkisini hızlı bir şekilde göstermesi, tedavi sonrasında depigmente lezyonları bırakmaması lazerin üstün özellikleri arasındadır. Pahalı olması ise lazer kullanımı için dezavantaj oluşturmaktadır. 

Molluscum contagiosumunuz var ise almanız gereken önlemler;
Enfeksiyonu başkalarına yaymamak için bol bol ellerinizi yıkayınız. Kişisel hijyen hastalığı sevdiklerinize yaymanızı engelleyecektir. 
Molluscum contagiosum çıkıntılı döküntüleri yolmayınız, kaşımayınız. Yokunan veya tahriş edilen döküntüler içinde bulunan virüsler başkalarına bulaşabilmektedir. 
Özellikle el üzerinde lezyonlarınız var ise döküntülerin üzerinibandajla sarmanız başkalarına bulaşı engelleyecektir. 
Başkaları ile yakın temas gerektiren güreş, basketbol veya futbol gibi sporları yaparken de döküntülerin üzerini bandajla sarmanızdafayda olacaktır.
Lezyonların üzerini kuru ve temiz tutunuz.
Size ait havlu, gözlük, pantolon gibi elbiselerinizi asla başkları ile paylaşmayınız.
Size ait tarak, gözlük, el sabunu gibi eşyelerınız da başkalarıyla paylaşmayınız.
Vucut direnci (immünite) yükseltici alışkanlıklarıgeliştirmenizde fayda olacaktır. 
Döküntülü lezyonlarınızın üzerinde tüyler var ise bunu jilet veya elektroliz gibi yöntemlerle almayınız.
Penis, vulva, vagina ve anus çevresinde lezyonlarınız var ise başkaları ile cinsel temastan uzak durunuz. Prezervatif kullanmanız geçişi engellemeyecektir. 
Her türlü şüpheli döküntülü lezyonların çıkması durumunda deneyimli bir hekimden destek almak için geç kalmayınız.
Lezyonların tedavisi için rasgele ilaç kullanmaktan kaçınınız, internet sitelerinde önerilen bazı ilaçlar size zarar verebilir.

HERPES ENFEKSİYONLARI (Genital Uçuklar)

HERPES ENFEKSİYONLARI (Genital Uçuklar) 

Ağızda uçuk, dudak uçuğu, herpes tip 1
HSV (Herpes Simplex Virüsü) erkek ve kadınlarda "uçuk"lara sebep olan bir çeşit virüstür.

(Yandaki resim, ağız çevresinde olan Tip 1 HSV. "Kırmızı sert üstündeki kabarcıklar"ın varlığına dikkat edin.)





Herpes (Uçuk) Tipleri
Klinik olarak uçuklar kişilerde iki ayrı tipte görülebilir:

 Tip 1 Herpes (Perioral tip):  Ağız ve dudak çevresinde kızarıklık üstünde oluşan sulu lezyonlar ile kendisini gösteren tiptir.
 Tip 2 Herpes (Genital tip): Benzer lezyonlar genital bölgede oluştur. Bu nedenle Tip 2 herpes'e "genital herpes veya genital uçuk" adı verilmektedir.
Bu bölümde cinsel temasla bulaşma özelliği olan "genital herpes enfeksiyonları" ele alınmıştır.

Genital Herpes (HSV Tip 2) ne kadar sık görülür?

Penis başında uçuk, tip 2 genital herpes
ABD'de genital herpes'in görülme sıklığı % 20'dir. Ülkemizde yapılmış bir araştırmada ise HSV tip 1 'in görülme sıklığı % 86, HSV Tip 2 (genital herpes)'in ise % 5 olarak bulunmuştur. 

HSV tip 2 (genital tip) en sık olarak 20 ile 30 yaş arasında karşımıza çıkmaktadır.  Maalesef ülkemizde ve dünyada görülme sıklığı her geçen gün artmaktadır.
(Üstteki resim- Erkek glans penisi üzerindeki Tip 2 HSV- genital uçuk)







Genital herpes nasıl bulaşır? Bulaşma yolları
İki tipi de direkt deriye temasla, masum bir öpücükle (ağız çevresine) veya cinsel temasla (genital alana) bulaşabilir. Bulaşma yukarıda belirtilen lezyonların yokluğunda olmaz, direkt yarayla temas şarttır.

Genital herpes ne tür şikayetler yapar? Belirtileri nelerdir?
Bulgular (semptomlar)


Genital herpes, HSV Tip 2, Genital Uçuk, herpes enfeksiyonu

Genital herpes (uçuklar), virüs ile bulaşmış kişilerde genital alandakabarcık, kızarıklık, kaşıntı ve ağrıile kendisini göstermektedir.  
(Yandaki resim- bir kadın hastada genital uçuk)

Bazan ise kişi virüsü almış olsa bile sessiz seyredebilir; yani hiç bir bulgu ortaya çıkmayabilir (asemptomatik'tir). Bu, HSV ile bulaşmış kişilerin % 20'sinde görülen bir durumdur. 

Ancak virüsü alan kişilerin % 60'ı bu virüsü taşımalarına ve vücutlarında lezyon olmalarına rağmen böyle bir hastalıktan haberdar bile değildir.
Genital herpeste görülen lezyonlar devamlı kalıcı değildir; yani tedavi ile veya kendiliğinden geçer. Ancak çeşitli zaman dilimlerinde tekrarlama (rekürrens) olasılığı yüksektir.

Bulaşma olduktan bir süre sonra kişinin genital bölgesinde "çok şiddetli kaşıntılar" görülür.
Çoğu zaman cilletki bu kaşıntılar derinin mantar enfeksiyonu ile karıştırılarak gereksiz yere kişilerin mantar tedavileri almasına sebep olabilir. Kaşıntılardan kısa bir süre sonra da genital bölge de döküntülü ve bazan ağrılı lezyonlar ortaya çıkar.  
Genital sahada ortaya çıkan bu lezyonlar ağızda çıkan uçuklara benzer şekilde olup, kırmızı ve sert bir zemin üzerinde iltihabi akıntısı olan döküntüler şeklindedir.  

Kaba etlerde, kasık bölgesinde, penis ve dış genital bölgelerdeki kabarcıklı, bazan ağrılı, sulu ve iltihabi lezyonlarda akla ilk genital uçuklar gelmelidir. Bazan kasık bölgesindeki lenf bezlerinde şişlikler de ortaya çıkabilir.
Yine, bulgulara nadiren ateş, baş ağrısı, halsizlik, bitkinlik ve kas ağrıları da eşlik edebilmektedir.
Herpes Genitalis Enfeksiyonunun Sık Tekrarlanması Psikolojik Şikayetlere Yol Açmaktadır...
Sürekli tekrarlayıcı hastalıkla başetmek zorunda kalan hastalarda zamanla psikolojik yakınmalar; depresyon ve anksiyete (bunaltı) durumları da ortaya çıkabilir. Eşlerine bulaştırma korkusu ile kişilerin zaman içinde kaygı ve endişeleri artabilir, cinsel isteksizlik ortaya çıkabilir.
Herpes genitalis özellikle evli çiftler arasında ciddi evlilik sorunlarına yol açabilen bir cinsel enfeksiyondur. 

Genital herpes (HSV) neden tekrarlar? Rekürrans (hastalığın yenilemesi) nasıl oluşur?
Virüs vücuda girdikten sonra sinir hücrelerine ve sinir köklerine yerleşir. Burada ömür boyu kalıcıdır. Vücut direnci düştüğünde tekrar tekrar reaktive olarak (yeniden aktif hale geçerek) hastalığa özgü bulguları verir ve daha sonra yine ortadan kaybolur.

Genellikle geçirilen ilk enfeksiyondan sonra oluşan reaktivasyonlar (yeniden alevlenmeler) daha az şiddetlidir ve hafif şekilde atlatılmaktadır. 

Herpes genitalis hastalığını kaptıktan sonra yapılması gerekenler...
HSV son yıllarda pek çok kişilerde görülen ve yaygınlığı gittikçe artan bir cinsel temasla geçen hastalıktır.

Bir kez enfeksiyonu aldıktan sonra zaman içinde sık sık tekrarlamalardan korunmak için yapmanız gereken bazı maddeler ve almanız geren önlemler bulunmaktadır. Bunlar:  

  Vücud direnciniz (immünite) önemlidir.
Özellikle stres, sigara ve alkol kullanımları vücut direncinizi düşürerek enfeksiyona açık bir hale düşmenize sebep olacaktır.  Bu nedenle bu tür alışkanlık yapıcı maddelerden uzak durunuz. Stresle başaçıkabilmeyi öğrenmezide de fayda olacaktır.

  Vücud direncinizi (immuniteyi) arttırın.
İmmunite yani vücud direncini arttırıcı bir takım ilaçları kullanmanızda fayda olabilmektedir. 

İmmün sistemi güçlendirici, yan etkisi olmayan ilaçları Hera Klinik'ten de temin edebilirsiniz

Özellikle sık sık tekrarlayan HSV enfeksiyonları durumunda immün sistemi güçlendirici bir takım doğal ilaçları almanızda fayda olacaktır. Bu tür ilaçlar için hekiminize danışmanızda fayda var.
  Spor yapmak ve dengeli beslenmek önemlidir. Düzenli egzersiz ile dengeli beslenmeniz bağışıklık sisteminizi güçlendirecek ve stresinizi azaltacaktır. 

  Hastalığın rekürransını azaltmada düzenli uyku, istırahat ve hijyenin de önemi büyüktür. 

  Sürtünme nüks olasığını arttırrır.

İlişki sırasında veya masturbasyon ile sürtünme sonucundahastalığın rekürrans şansı artmaktadır. Cildin uzun süreli kaşınarak tahriş edilmesi (irritasyon) ve ultraviyole ışınlar sonucunda da enfeksiyon tetiklenerek yayılabilmektedir.
  HIV (Aids'ten) korunun.

HSV ile HIV virüsü arasında bir etkileşim mevcuttur. Bunlardan herhangi bir virüsün varlığı diğerinin bulaşma ve yayılma olasılığını artırmaktadır.
Yani, HSV enfeksiyonları kişilerde HiV (Aids) enfeksiyonunun yayılmasını arttırırken, AiDS enfeksiyonları da vucut direncini baskılayarak herpes enfeksiyonlarının yayılmasını arttırabilmektedir.
Bu nedenle özellikle ileri derecede HSV rekürranslarında HiV testinin de yapılması önerilmektedir. 

  Diğer taraftan HSV enfeksiyonları kadınlarda rahim ağzı (serviks) kanserlerini bir miktar arttırabilirler. Bu yüzden jinekoloğunuzu düzenli olarak ziyaret edip "smear testi" nizi yaptırmanızda fayda olacaktır. 

  İlişkilerinizde partnerinize karşı dürüst olun.
Herpes simplex virüse karşı günümüzde geliştirilmiş bir aşı maalesef bulunmamaktadır. Bu nedenden ötürü aktif herpes enfeksiyonu olan kişiler bunu partnerlerine de geçirme olasılığı taşımaktadırlar. Eğer herpes enfeksiyonunuz aktif ise cinsel ilişkiden uzak durunuz.  Aktif olmayan dönemlerde prezervatif ile korunmanızda fayda olacaktır. 

Gebelikte Herpes Enfeksiyonu
Türkiye'de Tip 2 herpes enfeksiyonu her 20 kadından birisini etkilemektedir (% 5). Eğer önceden herpes enfeksiyonu geçirmişseniz ve şu an hamileyseniz veya gebe kalmayı planlıyorsanız durumunuzu önceden doktorunuza bildirmenizde fayda olacaktır.
Hamile kalmadan herpes enfeksiyonu geçirdiyseniz bu virüsün hamileliğinizde bebeğinize geçme olasılığı oldukça düşüktür (% 3).Çünkü kanınızda bulunan virüse karşı oluşmuş antikorlar plasenta yoluyla bebeğize geçerek onu nisbeten koruyacaktır. 

Hamilelik sırasında ilk kez ortaya çıkan herpes enfeksiyonlarında virüsün bebeğe geçme olasılığı ise daha yüksektir. Kendinizde veya eşinizin genital organında bu tür bir lezyon ortaya çıktığında, mutlaka jinekoloğunuzu ve dermatoloğunuzu görmenizde fayda vardır.
Gebeliğiniz sırasında ilk kez (primer) veya tekrardan (sekonder) ortaya çıkan genital uçuklar konusunda duyarlı olmanız ve doktorunuz bilgilendirmeneniz önemlidir. Bu durumda doğum şekli olarak sezeryan önerilebilir. 

Hamilelik döneminde çok zorunlu olmadıkça ilaç tedavileri uygulanmamakla birlikte "karı zararından fazla olacağı düşünülen durumlarda" bir takım antiviral ilaçlar kullanılabilir. Çünkü bu tür ilaçların sınıfı genelde "Kategori C" dir. 

Genital Herpes (Uçuk) Tedavisi
Viral hastalıkları baskılamak, çoğalmasını engellemek için kullanılan ilaçlara "antiviral ilaçlar" denir.  Aynı HPV enfeksiyonlarında olduğu gibi genital uçuklarda da herpes virusunu (HSV) vucuttan çıkartmak için kesin bir tedavi yoktur; sadece şikayetleri azaltıcı ve hastalığın seyrini kısaltıcı bir takım antiviral krem ve hap tedavileri uygulanmaktadır.  
Gecikilmeksizin, hastalığın bulguların görülmesinin hemen sonrasında başlanılan antiviral tedavilerin daha fazla yararı olacaktır.
Rekürranslardan korunmak için bazan uzun süreli (3-6 ay gibi) baskılayıcı düşük doz "antiviral ilaç" tedavileri gerekebilir (Supressif tedavi). Bu şekilde rekürrenslerin % 80-90'ı engellenebilmektedir. 

Hastalığın alevlendiği dönemlerde viral lezyonlar üzerinde zaman içinde "ikincil bakteriyel enfeksiyonlar" da gelişebilir; bu durumda bu bölgelere topikal (lokal) antibiyotik kremleri veya ağızdan alınacak (oral) ilaçlar da verilebilir. 

Rekürransları engellemek için vucudun "immün siteminin (bağışıklık sistemi) güçlendirilmesi" amacıyla dönem dönem Com Galus, "ekinezya" bitkisinin hapları veya çayları veya immuneks tablet kullanılabilir. Bu tür ilaçları kullanmadan önce mutlaka doktorunuza danışmalısınız. 

Genital HSV 'den Korunma Yöntemleri ve Önlemler
Eşe geçiş riskini azaltmak için kondom (prezervatif) kullanımı önerilmektedir. Burada unutulmaması gereken nokta virüsün cilde teması sonucunda geçtiğidir.  Yani prezervatif kullanılması her ne kadar geçişi azaltsa da tam olarak engellemeyecektir.
Şüpheli kişilerle cinsel ilişkiden kaçınmak tüm cinsel yolla bulaşıcı hastalarda olduğu gibi önemlidir.
Maalesef kişiler çok hafif bulgular ile Herpes Simplex Virüsü taşısalar, hatta virüsü taşımalarına rağmen hiç bir enfeksiyon bulguları olmasa (asemptomatik durum) bile kendi cinsel partnerlerine hastalığı bulaştırabilirler. 

NOT:  Herpes Tip 2 (Genital Uçuk) tedavi ve izlemleriniz ile ilgili olarak Ankara için (312) 426 85 25 numaralı telefonu arayarak randevu isteminde bulunabilirsiniz.. Kliniğimizde erkek ve kadınlarda HPV, genital siğil ve HSV enfeksiyonları ile ilgili tedavi ve izlemler yapılabilmektedir. 

Prostat Kanserinde Yeni Tedavi: HİFU

10 Eylül 2011 Cumartesi

PROSTAT KANSERİNDE YENİ TEDAVİ:HİFU


PROF. DR. HALİM HATTAT
Prostat kanseri erkeklerde en sık görülen kanserdir. Yaklaşık her 6 erkekten biri prostat kanserine yakalanıyor. Yapılan çalışmalar prostat kanserinin en fazla 55 yaş üzerinde görüldüğünü gösteriyor.

HIFU (Transrectal High Intensity Focused Ultrasound -Ablatherm) prostat kanseri tedavisinde non invaziv metodların getirdiği avantajları içeren yeni ve etkili bir seçenek oluşturuyor. Bir oturumda etkin tedavi, gerektiğinde tekrarlanabiliyor, çok kısa hastanede yatma süresi ve düşük komplikasyon riski ile tercih ediliyor.

Dünyada 119 merkezde 10900 den fazla hastada uygulanan bu tedavi, lokalize prostat kanseri hastalarından özellikle erken (evre T1-T2) de bulunan ve yaşları, genel durumları ve taşıdıkları rahatsızlıkları nedeniyle prostatektomi için uygun olmayan hastalara veya cerrahi girişime alternatif arayan hastalara öneriliyor. Ek olarak bu tedavi yöntemi radyoterapi sonrası kanseri tekrar eden hastalarda da etkin olarak kullanılıyor.
 
HIFU ile Robotik Prostat Kanseri Tedavisinin Avantajları :
o    Etraftaki organlara hasar vermeden kanser dokusuna müdahele edilebilmesi.
o    Radyasyonun zararlı etkilerine maruz kalmama.
o    Hastanede kalma süresinin kısa olması.
o    Tedavi spinal anestezi altında bir oturumda sonuçlandırılması ve gerektiğinde tekrar edilebilmesi. Eksternal radyoterapi sonrası lokal nükslerin tedavisine olanak tanıması.
o    Tedavi herhangi bir nedenle tamamlanamazsa diğer alternatif tedavi yöntemlerine geçişe olanak tanıması.
Tedavi genellikle spinal anestezi altında transrektal olarak uygulanmaktadır. Rektuma özel bir prob yerleştirilir. Bu prob bilgisayar kontrollü belli noktalara odaklanabilen yüksek güçlü ultrason dalgaları yaymaktadır. Ultrason dalgalarının odaklandığı noktada (focal point) dalgaların ani ve güçlü emilimi sonucu bölgede anlık bir ısı artışı olur (85 ila 100°C) bu şekilde hedef bölgedeki hücreler tahrip olurlar. Hedef bölgeye yapılan her atışla oval şekilli 22 mm uzunluğunda ve 2 mm. çapında bir alanda tahribat yapılır. Atışların tekrarlanması ve odak noktasının her atış arasında değişitirlmesi sonucu tüm tümörü içeren bölgenin tahribi mümkün olmaktadır.  

HIFU prostat kanseri tedavisinde günümüzde tedavi sonrası yaşam kalitesini en az etkileyen yöntemlerden biridir . Düşük komplikasyon oranı ve riski ayrıca çok kısa iyileşme süreci birçok vakada tedaviden çok kısa süre sonra  (genellikle 2 veya 3 gün) normal aktivitelere dönme olanağı tanır. Tedaviden sonra bir süre sonda taşımanız gerekecektir. Buna ek olarak doktorunuz tarafından size anlatılan tüm normal aktivitelerinizi sürdürebilirsiniz .

Prostat hastalıkları orta yaş ve üzeri erkeklerin en sık karşılaştığı sağlık problemlerindendir. İyi huylu prostat büyümesi, prostat kanseri ya da prostat iltihaplanmaları; idrar problemlerine yol açarak sadece fiziksel yakınmalara neden olmaz, erkekleri psikolojik ve sosyal yönden de etkiler. "Prostat kanseri"nde, prostat dokuları anormal ve kontrolsüz bir şekilde büyür. Bu kanser özellikle erken dönemlerinde çok sinsi bir hastalıktır, kişide kanserle birlikte prostat büyümesi ve buna bağlı şikayetler mevcut değilse kanserin kendisine özgü hiç bir belirtisi bulunmayabilir.

Unutmayın!
Hastalığa ait semptomlar erken teşhis edildiği takdirde , hemen müdahele edilerek kesin tedavi olanağı sağlamak  ve yaşam kalitesini artırmak mümkündür. Bu nedenle 45 yaşın üzerinde yıllık prostat check-up larının önemi çok büyüktür! Teşhis edildikten sonra ise, önemli olan uygun tedavi seçeneğinin hasta ve doktoru tarafından beraberce değerlendirilip hastanın durumuna göre karar verilmesidir.
Neden oluşur?

Prostat kanserinin nedeni tam olarak bilinmemektedir.  Risk faktörleri prostat kanseri oluşumuna zemin hazırlarken, asıl problem normal hücrelerin kötü hulu (malin) hücrelere dönüşmesidir.  Genetik faktörler, beslenme sorunları, çevresel problemlerle birlikte yaş, soy, ırk da risk faktörü olarak düşünülmektedir.

•    Yaş: Prostat kanseri sıklığı yaşla birlikte artmaktadır.  Bu kanser özellikle 50 yaş sonrasında görülmekte, 70 yaş civarında ise görülme sıklığı en yüksek seviyeye ulaşmaktadır.  Erken tanı yöntemlerinin gelişmesiyle prostat kanserine bağlı ölüm oranı oldukça azaltılmıştır.  
•    Beslenme:  Aktivitesi düşük bir yaşam tarzı ile fazla kilo ve obeziteye neden olan fazla yağlı ve kalorili bir beslenme planı hastalığın görülme sıklığını arttırmaktadır.
•    Irk:  Dünyada en yüksek prostat kanserine yakalanma riski Afrika kökenli Amerikalılardır.  
•    Genetik Miras :  İkinci- üçüncü kuşak akrabalarınızda bu sorun varsa, ailesinde prostat kanseri olmayanlara göre 5-10 kat daha fazla risk taşıyorsunuz.   İlk kuşak akrabalar ise riskinizi yaklaşık 11 kat daha arttırıyor.  Özellikle baba veya erkek kardeşinizde prostat kanseri saptandıysa, prostat kanserine 2-3 kat daha fazla risk taşıdığınızı bilmelisiniz.  
Burada söz konusu olan yalnızca baba tarafındaki akrabalar değildir.  Annenizin babası, amcası yada erkek kardeşinizin prostatında kanser saptandıysa  o zaman çok dikkatli olmalı, kontrollerinizi mutlaka yaptırmalısınız.  
BELİRTİLERİ NELER?
Prostat kanseri erken evrelerinde  genellikle belirti ve semptomlar sergilemez.  Yakınmaların ortaya çıkış şekli kanserin yerleşim yerine ve büyüme hızına göre değişiklik gösterir. 
Prostat kanseri ilerlediğinde tipik olarak lenf nodlarına, kemiklere, akciğerlere, karaciğere, ve böreklere  sıçrar ve metastaz yapar.  Hastalığa ait semptomlar erken teşhis edildiği takdirde, hemen müdahele edilerek kesin tedavi olanağı sağlamak  ve yaşam kalitesini artırmak mümkündür.
Prostat kanserli hastaların yaşamlarını sürdürmeleri bazı faktörlere bağlıdır. Bunlardan en önemlisi erken teşhistir.